Onlar Ne Dediler ?

İNCELEME - GÜNDEM

Muhammed YÜCEL

10/29/2025

Yabancı Başkentlerde 29 Ekim 1923

Ankara’da top atışları yankılanırken, dünya başkentlerinde kalemler oynuyordu.
Cumhuriyet ilan edildiğinde, kimse ne tam sevindi ne de üzüldü.
Çünkü herkes aynı soruyu soruyordu:
“Bu adam ne yapıyor?”

Londra – Soğuk hesaplar, sıcak endişeler
Foreign Office’in yeraltı odalarında o gece ışıklar sönmedi.
İngiliz istihbaratı telgrafı okuduğunda ilk tepki “şaşkınlık” değil, “ihtiyat”tı.
Bir analist şöyle yazdı:
“Mustafa Kemal kendi krallığını mı kuruyor, yoksa halifeliği mi yıkıyor?”
Aslında dertleri rejim değildi; mesele petroldü.
Musul hâlâ tartışma konusuydu, ve yeni Cumhuriyet bu dosyayı yeniden açabilirdi. Londra, o gece Cumhuriyet’in ilanını “dini denklemin bozulması” olarak gördü.

Paris – Hayranlıkla karışık kibir
Fransızlar şaşkındı ama meraklı.
Le Temps gazetesi ertesi gün manşeti bastı:
“Doğu’da akıl galip geldi.”
Ancak Quai d’Orsay arşivinde aynı gün yazılan diplomatik notta şu cümle vardı:
“Bu rejim, Mustafa Kemal’in karakterine bağlıdır.
Onunla başlar, onunla biter.”
Paris, Cumhuriyet’in laik karakterini beğenmişti ama fazlasını istemiyordu.
Bir Fransız diplomatın cümlesi o ruhu özetliyordu:
“Biz Türkleri Avrupa masasına çağırmadık, onlar kendi sandalyelerini getirdiler.”

Moskova – Dostluk ve kuşku arasında
Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçisi Aralov, haberi aldığı gece Moskova’ya şifreli mesaj geçti:
“Kemal monarşiyi bitirdi, burjuvaziyi kurdu.”
Bolşevikler, Türkiye’yi “anti-emperyalist kardeş” olarak görüyordu ama bu Cumhuriyet “proleter devrim” değildi.
Bu yüzden 29 Ekim onlar için ne sevinçti, ne hüzün — sadece dikkat.

Washington – Uzakta ama uyanık
Amerikalılar, sabah telgrafını kahve eşliğinde okudu.
Bir analist not düşmüş:
“Yeni hükümet halk tabanına değil, ordu disiplinine dayanıyor.
Ama lider rasyonel — ticaret yapılabilir.”
ABD için Cumhuriyet, demokrasi değil, pazar potansiyeliydi.
Ve notun son satırı dikkat çekiciydi:
“Bu hamle, İngilizlerin planını bozdu.
O halde bizim ilgimizi hak ediyor.”

Kahire ve Delhi – Kırgın sessizlik
Kahire’den, El-Ezher’den gelen mektuplarda hayret kadar incinmişlik de vardı:

“Türkler Batı’ya benzeyecekler; ama Batı onlara asla benzemeyecek.”

Hint Müslümanları arasında gazeteler ikiye bölündü.
Kimileri “Türk kardeşlerimizin cesareti” dedi, kimileri “İslam’ın direği çöktü” diye yazdı. Aynı olay, iki farklı dünyada iki ayrı anlam taşıyordu.

Berlin – Yenilgiden doğan saygı
Almanlar, eski müttefiklerine hayranlıkla karışık bir ilgiyle baktı.
Savaşın mağlubu Türkler, Batı’nın yardımı olmadan devlet kuruyordu.
“Türkler mağlubiyetten rejim çıkardı. Biz ise hâlâ hesap tutuyoruz.”

O gece hiçbir telgrafta kimse “Türkiye” demedi.
Çünkü bu bir ülkenin değil, bir iradenin ilanıydı.

Dünya başkentlerinde 29 Ekim gecesi, kimse top seslerini duymadı ama herkes kalem sesini duydu.

O gece Avrupa’daki masalarda tek bir his vardı:
Türkler bu defa boyun eğmemiş,
dünyaya kendi dilinde “varım” demişti.

people in front of white concrete building during daytime
people in front of white concrete building during daytime